Fon Koordinasyon Kurulu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında ikinci toplantısını 2 Ekim’de gerçekleştirdi. Toplantıda fon soruşturmaları kapsamında yaşanan mağduriyetler, yatırımcıların alacaklarının ödenmesi ve ödeme süreçlerinin hızlandırılmasına ilişkin çalışmalar ele alındı.
Toplantıya Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan ve Türkiye Bankalar Birliği Başkanı Alpaslan Çakar gibi isimlerin yanı sıra AKP Grup Başkanı Abdullah Güler ve AKP Genel Başkanvekili Mustafa Elitaş da katıldı.
Kurulda bakanlar, kamu bankalarının genel müdürleri ve kamu kurumlarının temsilcileriyle birlikte AKP’nin üst düzey yöneticilerinin de bulunması dikkat çekti. Güler ve Elitaş’ın kurulda hangi sıfatla yer aldığı tartışma konusu oldu.
TANRIKULU: NEDEN SİYASİ PARTİ YÖNETİCİLERİ BU KURULDA
YENİ Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, toplantıya ilişkin sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda kurulun yapısına dikkat çekti.
Tanrıkulu, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
“Lütfen paylaşılan bu fotoğrafa dikkatlice bakın.
Fon Koordinasyon Kurulu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında ikinci toplantısını yaptı. Fotoğraftaki kurulun yapısı burada özellikle önemli.
Bir tarafta bakanlar, kamu bankalarının genel müdürleri ve ilgili kamu kurumlarının temsilcileri var. Diğer tarafta ise Ak Parti Grup Başkanı, Ak Parti Genel Başkanvekili ve siyasi kimliği bulunan isimler yer alıyor.
Burada çok açık bir soru sormak gerekiyor:
Fon Koordinasyon Kurulu bir devlet kuruluysa, neden siyasi parti yöneticileri bu kurulun toplantısında?”
Tanrıkulu’nun paylaşımı şöyle:
“Lütfen paylaşılan bu fotoğrafa dikkatlice bakın.
Fon Koordinasyon Kurulu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında ikinci toplantısını yaptı. Fotoğraftaki kurulun yapısı burada özellikle önemli.
Bir tarafta bakanlar, kamu bankalarının genel müdürleri ve ilgili kamu kurumlarının temsilcileri var. Diğer tarafta ise Ak Parti Grup Başkanı, Ak Parti Genel Başkanvekili ve siyasi kimliği bulunan isimler yer alıyor.
Burada çok açık bir soru sormak gerekiyor:
Fon Koordinasyon Kurulu bir devlet kuruluysa, neden siyasi parti yöneticileri bu kurulun toplantısında?
Türkiye, sermaye piyasalarında çok ciddi bir fon kriziyle karşı karşıya. Kamuoyuna yansıyan iddialar, mağduriyetin ve mali kaybın çok büyük boyutlara ulaştığını gösteriyor. Farklı kaynaklarda milyarlarca dolarlık rakamlardan söz ediliyor.
Daha da önemlisi, bu süreçte adı geçen bazı kişilerin Ak Parti iktidarıyla siyasi, bürokratik veya kişisel bağlantılarının bulunduğuna ilişkin ciddi iddialar var. Görev yapan ya da geçmişte görev yapmış bazı siyasetçilerin ve kamu görevlilerinin yakınlarıyla ilgili de tartışmalar kamuoyuna yansımış durumda.
Bu durumda sorulması gereken temel soru şudur:
Bu sürecin gerçek anlamda bağımsız ve tarafsız biçimde araştırılması nasıl sağlanacak?
Çünkü denetleyenler de, soruşturanlar da, karar mekanizmasında bulunanlar da aynı siyasi iktidar yapısının içindeyse, kamuoyunun aklındaki soru işaretleri ortadan kalkmaz.
Üstelik Fon Koordinasyon Kurulu’nun yapısında siyasi parti yöneticilerinin bulunması, bu tartışmayı daha da önemli hale getiriyor.
Eğer ortada yalnızca devlet kurumlarının koordinasyonunu gerektiren bir süreç varsa, kurulun merkezinde ilgili kamu kurumları, düzenleyici ve denetleyici kuruluşlar ve uzmanlar olmalıdır. Siyasi parti yöneticilerinin bu mekanizmadaki rolünün ne olduğu açıkça ortaya konulmalıdır.
Çünkü mesele yalnızca fonlarda parasını kaybeden yatırımcıların meselesi değildir. Mesele, sermaye piyasalarına duyulan güven, kamu kaynaklarının korunması ve hukukun üstünlüğüdür.
Bir başka önemli mesele de şu:
Bu kadar büyük bir ekonomik kayıp iddiası varken, kamuoyunun dikkatinin başka gündemlerle dağıtılması bu sorunun üzerini örtemez. Fon sürecinde kim ne yaptı, kim ne kazandı, kim ne kaybetti, hangi paralar iade edildi, hangi paralar edilmedi; bütün bunların açık ve şeffaf biçimde ortaya konulması gerekir.
Depremin ekonomik maliyeti için yaklaşık 100 milyar dolarlık bir rakam telaffuz edildi. Fon krizinin maliyeti konusunda da kamuoyunda çok yüksek rakamlar konuşuluyor. Eğer bu rakamlar doğruysa, Türkiye ekonomisi açısından son derece ağır bir tabloyla karşı karşıyayız.
O nedenle mesele bir siyasi tartışmanın ötesindedir.
Kim olursa olsun, hangi siyasi partiye, hangi makama veya hangi çevreye yakın olursa olsun; kamu kaynaklarına, yatırımcıların parasına veya sermaye piyasalarına ilişkin hukuka aykırı bir işlem varsa bunun ortaya çıkarılması gerekir.
Bunun yolu da bağımsız, şeffaf ve etkili bir denetimden ve yargı sürecinden geçer.
Vatandaşın hakkını koruyacak olan şey siyasi bağlantılar değil, hukukun üstünlüğüdür.
Bu nedenle fon sürecinin bütün yönleriyle aydınlatılması, sorumluluğu bulunan herkesin — siyasi bağlantısına bakılmaksızın — hesap vermesi ve mağduriyetlerin giderilmesi gerekiyor.”